Ulan Istanbul ! Sen mi büyüksün ben mi ? Istanbul’ un en guzel manzarasina sahip Haydarpasa garinin, hicbir yerde yazmayan anonim haykırışına, umuduna bir selam. 
  
Milano’ dan trene binip doyumsuzca camdan dışarıyı seyrediyorum. Haris Alexiou yanık yanık bir İtalya şehrinde Yunanca Teli Teli Teli diye kulağa bayram yaşatıyor. 

Tren kalabalık, 16 yaşında bir İtalyan ilk kez Venediğe gideceği için heyecanlı olduğunu, ingilizcem kötü diyerek bana anlatmaya çalışıyor. Bilmiyor ki kendi kadar heyecanlıyım. Ve bilmiyor ki İngilizcesi de güzel. 

Uzun tren yolculuklarında, bütün yüzlere bi aşinalık oluşuyor. Trenden inerken, tanımadığınız yüzlere gülücükler saçmanızın sebebi de bu. Tren venediğe yaklaşıyor.

Venediğe vardığımızda trende üç beş yolcu kaldı. Kendinden büyük valizleri taşıyan, hayatın yükünü sırtlanmış 70 yaş üstü dedeler, nineler, takım elbise giymiş saçları kır yakışıklı italyanlar ve takım elbiseliye aşık atan salaş sırtçantalı gezginler …

  
Trenden inip salına salına yürürken nerden bilebilirsiniz ki bu küçük, sevimli Santa Lucia garının sizi masal şehrine bırakacağını ? Fotoğraflarla hayal ettiğin, bu evler suyun üstünde nasıl duruyor yaaa diye yıllarca kendini avuttuğun şehre 3-5 adım kalmışken…

Santa Lucia’ dan çıkışta tam olarak hissettiğim de buydu. Çizgili gömlekli şık adamlar, her köşe de sürekli şarkı söyleyen birileri. Venediğin en canlı yerinde, kalbinde. Gondollar, motorlar, şık giyinmiş maskeli kadınlar ve vaporettolar. 

Seni yeneceğim ulan Venedik demiyorsun tabii ki. Manzaranın şaşkınlığıyla birlikte önce sağı solu izledim. Merdivenlere oturup, tren saatini bekleyen insanları, öpücük, şarap, romantizmi yapan sevgilileri ve asla gözünüzü alamadığınız rengarenk evleri izlemeye koyuldum. Haydarpaşa’ dan tek farkı da, umuda koşan insanlardan farklı, huzura koşanların o merdivenlerde oturması.
Bir iç geçiriyorsun, San Rocco’ da, kimsenin bilmediği dar ve gölgeli mavi sokakta keman çalsak sabahlara kadar. Kıpkırmızı bir elbiseye karşı.. Sonra keman çalamadığım aklıma geldi. Yanımda sokak müzisyeni ise resital sunuyordu. 

  
Henüz şehre adım atmak için merdivenlerden kalkmadan, tekrar geleceğime söz verdim. Çantamı sırtıma alacağım zaman gondoldan gelen ” veneziaaaaaa oi pota veneziaaa ” şarkısıyla silkelendim. 
Venedikte merdivende oturuyormuşum.. 

rüya gibi işte, geç uyanıyorsun.